Geri Dön
Sözleşme Dışı Zararın Tazmini
25.12.2025
Paylaş
Sözleşme Dışı Zararın Tazmini

Toplum hayatının temel ilkelerinden biri, başkasına zarar vermeme yükümlülüğüdür (alterum non laedere veya neminem laedere). Bu ilkenin uygulanması, Medeni Kanun’un 608–647. maddelerinde düzenlenen sözleşme dışı sorumluluk hükümleriyle güvence altına alınmıştır. Bazı özel alanlarda, zararın doğumu ayrıca özel kanunlarla da düzenlenebilir. Bu sorumluluğun esası, başkasının hak ve meşru menfaatlerini ihlal eden herkesin uğrattığı zararı tazmin etme yükümlülüğüdür. Tazminatın amacı, zarar göreni, hukuka aykırı fiil hiç gerçekleşmemiş olsaydı içinde bulunacağı eski hale bütünüyle iade etmektir.

Medeni Kanun’un 608. maddesi şu hükmü içerir: “Hukuka aykırı ve kusurlu olarak bir başkasının şahsına veya malına zarar veren kişi, meydana gelen zararı tazmin etmekle yükümlüdür. Zarar veren, kusuru bulunmadığını ispat ederse sorumlu tutulmaz. Zarar, başkasının hukuk düzeni veya dürüstlük kuralları tarafından korunan hak ve menfaatlerinin ihlalinden kaynaklandığında hukuka aykırı sayılır.”

Dolayısıyla, hukuka aykırı fiil ile zarar arasındaki illiyet bağı kanıtlandığında bir borç ilişkisi doğar; zarar görenin tazminat talep etme hakkı ve sorumlunun ödeme yükümlülüğü ortaya çıkar. Ayrıca “şahsa veya mala verilen zarar” kavramı yalnızca kişi ile zarar arasındaki bağlantıyı değil, aynı zamanda meşru hak ve menfaatlerin maddi (patrimonyal) veya manevi ihlallerini de kapsar. Medeni Kanun’un 609. maddesi şu hükmü getirir:

“Zarar, kişinin fiil veya ihmali sonucunda doğrudan ve derhal ortaya çıkmalıdır. Önleme yükümlülüğü bulunan bir kişinin olayı engellememesi, meydana gelen zarardan dolayı sorumluluk doğurur.”

Bu çerçevede, sözleşme dışı sorumluluğun (maddi ve manevi zararlar için) doğabilmesi için dört şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir:

1. Zarara uğranması (maddi veya manevi).

2. Hukuka aykırı fiil (eylem veya ihmal).

3. Hukuka aykırı fiil ile zarar arasındaki illiyet bağı.

4. Kusur (kast veya ihmal).

– Maddi ve Manevi Zarar

Zararın varlığı, bir kimsenin fiil veya ihmali sonucunda başka bir kimsenin şahsına veya malına zarar gelmesini ifade eder. İhlal edilen hakkın niteliğine göre zarar maddi veya manevi olabilir.

Medeni Kanun’un 640. maddesi hükme bağlar: “Tazmin edilecek maddi zarar, uğranılan kayıp ve yoksun kalınan kârdan oluşur. Ayrıca, zararı önlemek veya azaltmak için makul şekilde yapılan giderler, sorumluluğun ve zararın kapsamının belirlenmesi için gerekli giderler, tazminatı dava dışı yollarla elde etmek için yapılan makul giderler de tazmin edilir.”

Medeni Kanun’un 486 ve 640. maddeleri, gerçek zarar (daha çok fiilî zarar veya dönemsel zarar) ile yoksun kalınan kâr (lucro cessante) arasındaki ayrımı ortaya koyar. Maddi zarar, zarar görenin malvarlığında ekonomik bir eksilmeye yol açar; yani malvarlığının hukuka aykırı olarak azalmasıdır. Bu nedenle, maddi zararın tazmini, malvarlığının eski haline getirilmesini hedefler.

Manevi zarara gelince, Arnavutluk Anayasası, daha ilk maddelerinden itibaren bir hukuk devleti kurulmasını ve temel hak ve özgürlüklerin korunmasını öngörür. Anayasada şu ifade yer alır: “İnsanın onuru, hakları ve özgürlükleri, … sosyal adalet … bu devletin temelidir ve devletin görevi bunlara saygı göstermek ve bunları korumaktır.” Anayasanın 3 ve 15. maddeleri başta olmak üzere, kişi varlıklarının maddi ve manevi yönleri için özel ve eşit koruma öngörülmektedir.

Medeni Kanun’un 625. maddesinde düzenlenen manevi zarar, sözleşme dışı zararların geniş ve kapsayıcı bir kategorisi olup, insanın değerler dünyasının bir parçası olan ve piyasada doğrudan ekonomik ölçüme tabi olmayan hak ve menfaatlerin ihlalinden doğan her türlü zararı kapsar. Bu hüküm, özü itibarıyla “maddi zarardan farklı” nitelikteki her türlü manevi sözleşme dışı zararın tazmin edilmesini güvence altına alır.

– Hukuka Aykırı Fiil

Fiiller, başkalarının hak, özgürlük veya menfaatlerinin ihlaline yol açtığında hukuka aykırı sayılır; bu değerler, hukuk düzeni veya dürüstlük kurallarıyla korunur (Anayasa, uluslararası sözleşmeler, kanunlar, yönetmelikler ve genel hukuk ilkeleri).

Zarara sebep olan fiil hem eylem hem de ihmal şeklinde ortaya çıkabilir. Hukuka aykırı eylem veya ihmal, kişinin iradi ve bilinçli davranışıdır. Hukuka aykırılık, objektif bir kategori olarak değerlendirilir. Medeni Kanun’un 609/2. maddesi hükme bağlar: “Önleme yükümlülüğü bulunan bir kişinin olayı engellememesi, meydana gelen zarardan dolayı sorumluluk doğurur.”

Buna göre, hukuki veya düzenleyici bir kuralın öngördüğü standardı yerine getirmeyen kişi, fiilin doğrudan ve derhal sonucu olan tüm zararlardan sorumludur. Dolayısıyla, ihmal de fiil kadar sorumluluk doğurur.

– Nedensellik Bağı

Nedensellik bağı, Medeni Kanun’un 609. maddesinde düzenlenmiştir. Bu bağ, zarar verenin iradesinden bağımsız olarak, hukuka aykırı fiil ile meydana gelen sonuç arasında objektif, doğrudan ve kesintisiz bir ilişki bulunmasıdır. Buna göre, illiyet bağının varlığı için zararın, hukuka aykırı fiilin doğrudan ve derhal sonucu olması gerekir. Fiil ve sonuç zaman bakımından kesintisiz olarak birbirini takip etmelidir. Nedensellik bağının ispatı, failin sorumluluğunun kabulü ve tazmin yükümlülüğünün belirlenmesi için zorunlu bir şarttır.

– Kusur

Kusur, kişinin hukuka aykırı fiil veya ihmal ile bunların sonuçlarına ilişkin sübjektif tutumudur. Bu, fiili gerçekleştirme ve sonuçların meydana gelmesini sağlama veya kabullenme yönündeki iradeyi ifade eder. Kusur iki boyutta incelenir: entelektüel unsur ve iradi (volitif) unsur. Entelektüel unsur, belirli bir fiil veya ihmalle ortaya çıkabilecek sonuçların öngörülüp öngörülememesiyle ilgilidir. İradi unsur ise, bu sonuçların meydana gelmesini istemek ya da kabullenmekle ilgilidir.

Kişinin hangi yasayı ihlal ettiğini tam olarak bilip bilmediği önemli değildir; esas olan, fiil veya ihmalin toplumca kınanabilir olduğunu bilmesi veya bilme imkânına sahip olmasıdır. Kanunları bilmemek, kişiyi medeni sorumluluktan kurtarmaz.

WhatsApp