Mahkeme, sanığın mahkûmiyetine veya beraatine ilişkin nihai kararını verirken, aynı zamanda cezanın türü ve miktarı hakkında da hüküm kurmalıdır. Cezanın türü ve ağırlığının uyarlanması süreci, hukuk teorisinde cezanın bireyselleştirilmesi olarak adlandırılır. Bu süreçte mahkeme, sanığın isnat edildiği hükümde öngörülen ceza türü ve sınırları başta olmak üzere çeşitli unsurları dikkate alır. Her durumda ceza, kanunda belirlenen sınırların dışında olamaz; yalnızca özel nedenlerle mahkeme kanunda öngörülen asgari sınırın altına inebilir.
Mahkeme ayrıca olayın gerçekleştiği koşulları ve failin suçun işlendiği veya cezanın verildiği zamandaki kişisel koşullarını da göz önünde bulundurur. Türkçeye çevrildiğinde, bu unsurlar Ceza Kanunu’nda ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenler olarak tanımlanır. Ağırlaştırıcı nedenler kanunda açıkça sayılmış olup, bunların dışında başka bir neden dikkate alınamaz (hukuk teorisinde, ağırlaştırıcı nedenlerin yeni bir suçlama teşkil edip etmediği tartışmalı olsa da bu makalenin kapsamı dışındadır). Bu nedenler, cezanın artırılmasına veya alternatif yaptırımların uygulanmamasına yol açar. Ceza Kanunu’nun 50. maddesinde düzenlenmiştir.
Ağırlaştırıcı nedenlere örnekler:
· Suçun adi ve ahlaken düşük saiklerle işlenmesi,
· Suçun başkasını sorumlu tutmak, başkasının sorumluluğunu gizlemek veya başka bir suçtan cezadan kaçmak amacıyla işlenmesi,
· Suçun vahşet ve acımasızlıkla işlenmesi,
· Suçun elektronik gözetim altında işlenmesi,
· Suçun kamu görevini veya dini görevi kötüye kullanarak işlenmesi,
· Suçun çocuklara, hamile kadınlara veya kendini savunamayacak durumda olan kişilere karşı işlenmesi,
· Suçun aile içi şiddete karşı verilen mahkeme koruma kararları sırasında veya sonrasında işlenmesi,
· Suçun yabancı devlet temsilcilerine karşı işlenmesi,
· Suçun seçilmiş kişiler veya kamu görevlilerine görevleri nedeniyle işlenmesi,
· Suçun aile, birlikte yaşama, arkadaşlık veya misafirlik ilişkilerinden yararlanılarak işlenmesi,
· Suçun iştirak halinde veya birden fazla kez işlenmesi,
· Suçun cinsiyet, ırk, renk, etnik köken, dil, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, siyasi görüş vb. saiklerle işlenmesi.
Bunun yanında, kanun hafifletici nedenler de öngörmektedir. Bunlar, mahkemenin daha hafif bir ceza vermesine veya alternatif yaptırımlar uygulamasına imkân tanır. Ceza Kanunu’nun 48. maddesi şu durumları hafifletici sebep olarak saymaktadır:
· Suçun olumlu ahlaki veya sosyal değerlere dayalı saiklerle işlenmesi,
· Suçun mağdurun veya başka bir kişinin haksız eylem veya provokasyonu sonucu doğan psikolojik sarsıntı altında işlenmesi,
· Suçun amirin haksız eylem veya emirlerinin etkisiyle işlenmesi,
· Failin derin bir pişmanlık göstermesi,
· Failin suçtan doğan zararı gidermesi veya sonuçlarını ortadan kaldırmaya aktif katkıda bulunması,
· Failin suçu işledikten sonra yetkili makamlara kendiliğinden başvurması,
· Fail ile mağdur arasındaki ilişkilerin düzelmiş olması.
Uygulamada, sanıklar genellikle sağlık sorunları, eğitim nedenleri, aile bakım sorumlulukları veya ekonomik zorluklar gibi hafifletici sebepler öne sürerler. Bu tür iddiaları desteklemek için aile kütük kayıtları (özellikle küçük çocuklar varsa), tıbbi raporlar, engellilik veya işsizlik belgeleri, sosyal yardım kayıtları, okul kayıtları veya mağdurla uzlaşıldığını gösteren belgeler mahkemeye sunulmalıdır.
Hafifletici nedenlerin sayısı sınırsız olduğundan, sanık cezayı hafifletebilecek her türlü belgeyi sunabilir. Ancak, bu tür iddialar sadece sözlü beyanlarla ileri sürülemez; mutlaka yetkili makamlarca düzenlenmiş resmi belgelerle desteklenmelidir.

